İzliyordum, izliyordum ben bu adamı sevecek bir yan bulamıyordum. Teknik mi? Çok daha şımarık bir veled olmasına rağmen, sanırım Ronaldinho’yu daha çok seviyordum. Centilmenlik mi? Takdir ettiğim bir şey değildir. Fransa milli takımında bir Cezayirli olması? Bu boş laflar da birşey ifade etmiyordu. Belki tek geçerli sebep, Fransa milli takımında oynamasıdır, bilmiyorum ama ben bu adamı [...]
İzliyordum, izliyordum ben bu adamı sevecek bir yan bulamıyordum. Teknik mi? Çok daha şımarık bir veled olmasına rağmen, sanırım Ronaldinho’yu daha çok seviyordum. Centilmenlik mi? Takdir ettiğim bir şey değildir. Fransa milli takımında bir Cezayirli olması? Bu boş laflar da birşey ifade etmiyordu. Belki tek geçerli sebep, Fransa milli takımında oynamasıdır, bilmiyorum ama ben bu adamı bu son oynanan final maçına kadar sevememiştim.
Maçtan önce ümitsizdim. İtalya’nın dünya kupasını alacağından da şüphem yoktu fakat bu Zidane’ın son maçı olması, bu jübileyi finalden daha öne çıkarmaya çalışmaları rahatsız ediyordu. Sistemin aradığı simgelerde biridir Zidane. Duruma uygun da düşer. Fakir bir aileden gelir, tek başına Fransa’ya dünya kupası da kazandırmıştır. Orası bir muammadır ama bir efsane yaratmak için bir alanda “tek”lik şarttır. Fransız değildir. Fransa’nın büyük sorunlarından biri olan ve çoğunluk tarafından ikinci sınıf vatandaş olarak görülen göçmenlerden biridir, aslen Cezayirli’dir. Aslında Fransa milli takımına baktığımızda çoğunluk onlardadır. Union pour la majorite presidentielle* (UMP)’den bir milletvekili şu mealde bir şeyler demiştir: “Bu milli takıma baktığımda gurur duyamıyorum, çünkü fransızlardan oluşmuyor. Baksanıza ulusal marşı ezbere söyleyemiyorlar bile. Ama olsun işte böyle bir sistem içerisinde, klasik Fransız zihniyetinde bir kendini tatmin, bir beyaz nokta gerekmektedir. Zidane gibi bir efsane yaratılmış ve sıradan bir insanın veyahutta sıradan bir Fransız’ın, Fransa’daki göçmenlik sorununa ilişkin ikon olarak kullanılmıştır. Zidane’ın babasının Fransa’da oy kullanma hakkı yoktur ama olsundur. Zidane bir milli(!) kahramandır. O Fransa milli takımını sırtlayan aslan bir Cezayirlidir. Fakat bunun banliyölerde ezilen, ikinci sınıf insan muamelesi gören, dışlanan diğer binlerce Cezayirli’ye bir faydası var mıdır? Yoktur. O da bunun farkındadır, zaten öyle bir iddiası da yoktur. Ama bu şekilde kullanılmak istenilmiştir. Olmamıştır. İşte o zidane, eğer zidane ismi bir efsaneyi simgeliyorsa dün gece Zidane olmuştur.
Yukarıda gördüğümüz pozisyonda, son maçında aynen şunu söylemiştir: “Kafayı atar, giderim.” Küfrü, şiddeti, siyaseti ve her türlü müdahaleyi stadlardan, sahadan uzaklaştırıp yerlerini reklam panolarına çeviren cicili bicili pek neşeli garip futbol anlayışına, bu rezil kepaze göçmenlik durumuna, Mazeratti gibi ne idüğü belirsiz, ağzından çıkanı hiçbir yeri duymayan bir adama kafayı atmıştır ve gitmiştir.
Aramıza Hoş geldin, Zidane.
Fransa deyince, göçmenler deyince, kafa deyince aklıma Hakan Albayrak’ın şu şiiri geldi:
her şey bir rüzgara bakıyor abi
bakma esrar çekip mayıştıklarına
bir gün var ya bir gün bu mağribli çocuklar
bir gün yakacaklar paris’i.
*UMP: Fransa’nın en güçlü milliyetçi sağ partisi.


