uzun birseyler yazasim yok.
birseyler yazasım yok.
yazasım yok.
yok.
.
Aislf‘nin düzenlemiş olduğu, Galatasaray Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen sosyoloji kongresinde, kongre boyunca çalıştım. Tabii bölüm içerisinde rastlanabilecek sayılı erkeklerden biri olduğum için, diğer iki-üç erkek öğrenci ve tüm erkek asistan/hocalarla birlikte tüm emek/kas gücü gerektiren işleri üstlendik; kolileri taşıdık, bira/şarap kolilerini istifledik, çöpleri topladık vs.
Bizim için yani sosyoloji öğrencileri için en heyecan verici şey, kitaplarını [...]
yapıması gerekenler, yapılsa da olurlar, yapılması zorunlular, yapılmaması gerekenler.
düşünceler, düşünceler…
olmuyor, olmuyor.
Ya Hu, neden olmuyor?
dönsem olmuyor, dolaşsam olmuyor, herşeyi hazırlıyorum başa dönüyorum, gene olmuyor.
sığınacak yer de yok.
oturup eşşek gibi ders çalışmak lazım.
ama olmuyor.
hani bir reklam vardı, dış ses şöyle diyordu: “Anne eli değmiş gibi…”
bizim bir arkadaş, reklamdakine benzer bir ortamda bahsi geçen ürünü yemiş ve gayet içten bir sesle: “hassiktir lan” demişti.
en son ne zaman ütü yaptım diye düşündüm de. sanırım ecevit’in cenazesine gitmeye niyetlendiğimde. epey olmuş.
ne de çabuk geçiyor günler, diye başlık atacaktım, ne de çabuk geçiyor ölümler yazmışım. neden çabuk geçiyor ölümler?
son günlerde sıkça rüyamda dedemi görüyorum. günlük, sıradan olaylar… dedem bana sahanda yumurta yapmış, dedem bana türk kahvesi yapmış, dedem bana bir saat nasıl sökülür onu anlatıyor… hızla geçiyor rüyalar ama ben bu kısacık zaman içerisinde dedem yaşarken [...]
türk telekom’da telefon için başvuru yaparken veznede bir adam, veznedara derdini anlatmaya çalışıyordu.
- tüm param bu, hepsi bu. annem öldü benim, tüm param bu.
- tamamla da gel, diyordu veznedar. sesi kayıtsızdı. insafsızdı.
-annem öldü benim, diyordu adam. başka bir cümleye ihtiyaç duymaksızın. “annem öldü benim”. tekrarlıyordu adam, sıradanlaşmıştı cümlesi.
“annem öldü benim” dolandı binanın ve salonun içinde, [...]
Ortakent’e tatile geldiğimizde, burada yaşayıp da denize pek sık girmeyen akranlarımı gördüğümde « Ulan hıyarlara bak, dizlerinin dibinde deniz var, girmiyorlar » diye düşünürdüm –herhalde-. Ben ise hem annemin « yazın ne kadar çok denize girip, kumda oynarsan, kışın o kadar az hasta olur » yönlendirmesi ile ve buralarda yaşayıp da denize giren akranlarımla saatlerce [...]
yola çıkmak, bir yerden ayrılmak, bir yere varmak…
sıklaştıkça sıradanlaşıyor bir çok şey gibi.
eşyalarımı toplamaya çalışıyorum, bunu ne kadar sık yaparsam yapayım bir türlü alışamıyor. her seferinde bir şey unuttum mu diye defalarca düşünmem gerekiyor ama gene de unutuyorum. bunu hiçbirşey engelleyemiyor. önceden liste hazırlasam; listeye yazmayı unutuyorum, iki gün önceden hazırlanmaya başlasam; bunun genişliği ile [...]
adada ders çalıştık. ders yaptık da denilebilir. ama ders yapılası bir şey midir? neden her ismin yanına bir yapmak eklediğimizde onun fiil olduğun zannediyoruz?
adaya gittik, ders yaptık, ders çalıştık, ders eyledik… istanbul karşımızdaydı. martılar susmadılar. denize sıfır çok şık bir camii vardı. ezan sesi kendini tüm adalara duyurmaya çalışır gibiydi. hoca neye sinirlenmişse, ruhban okulu’na [...]